GüncelKadınMakaleler

KADINLARIN BİRLİĞİ | Her Coğrafyanın Kadınları Mücadele Irmağını Büyütüyor

"Her eylem, her isyan, ayaklanma vb. gerçek anlamda bir devrim ile sonuçlanmayabilir. Katılanların en azından bir bölümü, “iş”imizin mevcut sorunun çözümüyle bitmediğini, çünkü o sorunun başka sorunlarla da bağlantılı olduğunu anlayıp yeni bir arayışa girebilirler."

20-25 Kasım’a günler kala artan kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri, yıldan yıla gerileyen istihdam oranları, devletin kadın kimliğini yok sayarak, kadını aile ile sınırlandıran politikaları ve devamındaki yasal düzenlemeler; yargısı, polisi vb. erkek şiddetini normalleştirmeye yarıyor.

AKP-MHP iktidarı, söz konusu kadın ve LGBTİ+lar olunca tepeden tırnağa erkek kesilerek açıktan suçludan yana tavır takınıyor.

Diğer yandan cinsiyetçi politikalar, artarak devam eden saldırılar ve şiddetin yanı sıra hem ülkemizde hem de dünyanın farklı coğrafyalarında hayat bulan isyanlar; kadın isyanı, eylemleri, bunların nedenleri gibi süreçleri tekrar tartışmaya açıyor. İran örneğinden de yola çıkarak ilk olarak Türkiye’de ve dünyada artan işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk ve yıkımın kadınların sokaklara akmasında etkili olduğu belirlemesi yapılıyor.

İkinci olarak, genel anlamda militarizm atmosferinin arttığı-körüklendiği, kadınlara dönük saldırı ve şiddet pratiklerinin de bu sarmalın bir parçası olduğu vurgulanıyor. Üçüncü olarak, bir yandan bunlar olurken diğer yandan kadın kitlelerinin giderek daha fazla bilinçlendiği, örgütlenme deneyimlerinin birbirini tetiklediği ve bunun erkek şiddetine dönüştüğü aktarılarak son olarak da muhafazakarlaşmanın şiddeti palazlandırdığı vurgusu yapılıyor.

Bunların hepsi çeşitli oranlara doğruluk içeren değerlendirmeler. Sonuç olarak yaşadığımız topraklarda ve genel olarak coğrafyamızda, ivmesi değişmekle birlikte kadın mücadelesi hiç sönümlenmedi, her süreçte değişik biçimlerde birikim yaratmaya devam etti.

Elbette bunların yanı sıra vurgu yapılması, derinleştirilmesi gereken noktalar da var. Bunlardan biri, kadın ve LGBTİ+lar sözkonusu olduğunda eylemlerin “politik olup olmadığı”, “katılanların yeterince politize olup olmadığı” ya da eylemlerin “başarıya ulaşıp ulaşmayacağı”. Kimi eylem ya da süreçlerin talebi, temel sloganı, eylem biçimi ya da sloganı “yeterince politik” bulunmayabiliyor. Burada politik olanın ne olduğu ya da politik olmanın ne demek olduğu üzerinde durmak gerek. Politize olmak salt örgütlü olmak, bunun gerektirdiği şekilde yaşamak ve konumlanışta yer almak, bu şekilleniş üzerine okumak, yazmak, tartışmak değil. Sadece politikaya hakim olmak da değil. İçinde yaşadığımız toplumu, toplumsal gelişmeleri anlamlandırabilmek aynı zamanda.

Daha doğrusu, hayatımızın politik sayılan ve sayılmayan tüm alanlarında yaşanan her “şey”in toplumsal sebeplerini anlamak ve bunlara politik müdahalelerde bulunmak demek. Bu, okumakla, yazmakla, takip etmekle olabilecek bir şey değil tek başına. Kolektif bir akıl yürütme, kolektif bir düşünme ve siyaset mekanizması gerekiyor.

İkincisi politik mücadele, çok çeşitli cepheleri olan bir süreç. Bu cephelerin her birinin diğeriyle bağını kurmak önemli, gerçek anlamda başarının sırrı da bu ama bu, sözle olacak bir şey değil. İran, bu noktada oldukça güncel ve çarpıcı bir örnek. İran’da kadınların isyanı, bir avuç egemen sınıf dışında neredeyse tüm sınıf ve katmanlara doğru genişleyerek, onları kapsayarak, harekete geçirerek rejime karşı mücadelenin odak noktası olmayı başardı. İsyan; halkla, en yoksullarla, en fazla baskı altına alınanlarla birleşti, bütünleşti ve rejim açısından sönümlenmesi zor bir yangına dönüştü. Bu bir başarı…

Ancak böyle olmasaydı da eylemin şu ana kadar geldiği noktada elde ettiği kazanımların önemli birer başarı olduğunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir. Her eylem, her isyan, ayaklanma vb. gerçek anlamda bir devrim ile sonuçlanmayabilir. Katılanların en azından bir bölümü, “iş”imizin mevcut sorunun çözümüyle bitmediğini, çünkü o sorunun başka sorunlarla da bağlantılı olduğunu anlayıp yeni bir arayışa girebilirler.

Bir bölüm de girmeyebilir. Ama bilinir ki, ezilenlerin tüm eylemlerinde küçük zaferler önemli, moral verici-moral depolayıcı ve öğreticidir. Elbette kendimizi tek tek süreçlere mahkûm etmeyecek, “küçük” zaferlerle yetinmeyeceğiz. Ama kadın mücadelesi bir öncekinin deneyimine yaslanarak, aynı zamanda bir önceki ile yetinmeyerek, tartışarak, eleştirerek genişleyen bir mücadele atmosferi yaratıyor. Hareketin başarı ve ışıltısı da bundan kaynaklanıyor. Ve her coğrafyanın kadınları bu atmosferi arkasına alarak kendi mücadele ırmağını akıtıyor.

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu