GüncelMakaleler

DENGÊ AZADÎ | Kürde Adalet Hep Zamanaşımı!

Yasaması, yürütmesi ve yargısıyla Kürt ulusunun inkârı üzerine kurulu bir sistemin sunacağı adalet değil yine zulüm olacaktır.

Mussolini’nin İtalya’sı ve Hitler Almanya’sının Ceza Yasalarıyla “güçlenen” yeniden yapılandırılan Türk Ceza Kanunu, Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne ezilen emekçi kitlelerin üzerinde, devletin bekasının tesis edilmesi, nizamın sağlanması adına caydırıcı, can alıcı, korku salan bir güç olarak kullanıldı. Adaletin tesisi, muktedirin saltanatının korunması ve sömürü çarkının sürmesi anlamına geldi.

TC “adaleti”nin hangi parti veya hükümet gelirse gelsin göz açtırmadığı, “adalet” parantezine almadığı mimlenmiş kesimler hep olageldi. Devrimciler, komünistler, Aleviler, Müslüman olmayan kesimler ve elbette Kürtler…

Bu saydığımız toplumsal kesimlerin kafasına inen devletin demir yumruğu “adalet” marifetiyle aklandı veyahut meşru-yasal hale getirildi. Adalet ve hukuk, bu kesimleri baskı altında tutmak, sindirmek ve çoğu zamanda katletmek için işlevselleştirildi. Türk hakim sınıflarının bu tutumu, özellikle devrimci, yurtsever hareketlerin geliştiği, mücadelenin büyüdüğü dönemlerde daha belirgin ve çarpıcı bir halde karşımıza çıktı.

Devleti korumak adına işlenen hak ihlalleri, gözaltılar, işkenceler, köy yakmalar, gerçekte faili belli cinayetler, katliamlar “Adalet” eliyle aklandı. 90’lı yıllarda T. Kürdistanı’nda devletin işlediği katliamlar karşısında açılan davalar birer birer zamanaşımına uğratılarak düşürüldü. Böylece TC devleti, Kürt halkına karşı işlediği suçları kendi tarihi içinde aklamış oldu.

Musa Anter cinayet davası bunlardan sadece biri.

 

Anter davasına zamanaşımı

Gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa) 20 Eylül 1992’de Amed’de katledilmesine dair açılan ve JİTEM Ana Davası ile 1993’te “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından katledilen Ayten Öztürk davasıyla birleştirilen davanın karar duruşması, 15 Eylül günü Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Davanın bu duruşması da tıpkı bir öncekiler gibi seyirlik ancak trajik bir tiyatroya benzedi. Davanın açıldığı günden beri Türk hukuk sistemi büyük bir utanmazlık ve aymazlıkla kendi yasalarını ayaklar altına alarak ne gerçek delillere ulaşılması için adım attı ne de gerçek sanıkların mahkemeye getirilmesi için ve yargılanması için.

Örneğin, Apê Musa’nın katili olmaktan yargılanan sanıklardan Hamit Yıldırım hakkında adli kontrol kararı vardı ancak katilin sağlık sorunları nedeniyle imza atmadığı avukatı tarafından mahkemeye bildirildi. Cinayete ortak olan diğer sanıklar hakkında bulunan çok sayıda yakalama kararı ise elbette kağıt üstüne bir oyalamacadan ibaret olarak kaldı.

Mahkeme, davanın insanlığa karşı suç oluşturması ve bu anlamda zaman aşımına tabi olmadığı yönündeki savunmaların değerlendirileceğini belirterek, duruşmayı dosyanın zaman aşımı süresinin dolacağı 20 Eylül’den 21 Eylül’e erteledi.

Yani Mahkeme 30 yıldır Musa Anter’in katillerinin yargılanması için mücadele eden ailesi, avukatları ve insan hakları savunucularıyla alay edercesine mahkemeyi zamanaşımından bir gün sonrasına erteledi.

Böylelikle TC “adaleti”nin Musa Anter şahsında bir kez daha Kürt aydınlarına, yazarlarına daha doğrusu bir bütün olarak Kürt halkına yönelik düşman hukuku anlamına geldiği ve hala devrede olduğu görüldü.

 

Miroğlu’nu koruyan TC yargısı

Kendini “Bu ülkenin 55 yıllık girdisinin çıktısının yalnızca yeminli şahidi değil sanığı, mahkumu, davacısı” olarak ifade eden Musa Anter, Kültür-Sanat Festivali için 20 Eylül 1992’de Amed’e geldi. Gündüz festivale katılarak, kitaplarını imzaladı, akşam Seyrantepe Mahallesi’nde yanında Orhan Miroğlu varken katledildi.

Abdülkadir Aygan, 2004’te “İtirafçı Bir JİTEM’ci Anlattı” adlı kitabında Anter cinayetiyle ilgili Binbaşı Ahmet Cem Ersever, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Mustafa Deniz, “Hogir” kod adlı Cemil Işık, El Muhaberat’ın eski elemanı Neval Boz, JİTEM Telsiz Kumanda Merkezi’nde görevli Ali Ozansoy, JİTEM Tim Komutanı Savaş Gevrekçi ve “Şırnaklı Hamit”in adını verdi. 2007’de dosya raftan indi.

Mahkeme, Abdulkadir Aygan’ın İsveç’ten iadesi için girişim başlattı ve cinayette adı geçen “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, itirafçılar Aygan, cinayet günü Jandarma Genel Komutanlığı-İstihbarat Başkanlığında görevli Ali Ozansoy, Cemil Işık, Şırnaklı Hamit ve ölen Binbaşı Ahmet Cem Ersever hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı. Şırnaklı Hamit’in Hamit Yıldırım olduğu konusunda bulgular ortaya çıkınca hakkında yakalama kararı verildi.

MİT’in eski Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’a atfen Miroğlu için söylediği “Biz onu Tayfun olarak tanıyoruz” sözleri uzun süre tartışıldı. Orhan Miroğlu bunu yalanlamadı, yalanlamak yerine Kürt ulusal özgürlük hareketini suçladı.

Orhan Miroğlu, Musa Anter’in katledildiği süreci kendini popüler hale getirmek ve aklamak için kullandı. Bugün AKP MYK üyeleri arasında. TC yargısı Miroğlu’nun Musa Anter’in katledilmesindeki rolünü hiçbir zaman dikkate değer bir şekilde incelemedi. Ailenin ve birçok kişinin Miroğlu’na ilişkin tanık değil sanık ve suç ortağı olduğuna yönelik açıklama ve beyanları yok sayıldı.

Miroğlu bugün AKP saflarında Kürt halkının düşmanlığını yapmaya, Kürtleri yok sayan, inkar eden politikalara yönetici düzeyde hizmet edenler biri olmaya devam ediyor.

 

Kürde adalet yok!

T.Kürdistanı’ndaki toplu katliam ve zorla kaybettirme gibi insanlığa karşı işlenen suçların failleri, bir bir zaman aşımı veya beraat kararlarıyla cezasız bırakılıyor. Örneğin, Amed’deki evinden 5 Temmuz 1991’de kaçırılarak katledilen ve cenazesi iki gün sonra Elazığ’ın Maden ilçesinde bir köprünün altında bulunan Halkın Emek Partisi (HEP) Amed İl Başkanı Vedat Aydın cinayeti soruşturması, 5 Temmuz 2021 günü zaman aşımına uğradı.

Ardahan’ın Okçu köyündeki evinden 12 Eylül 1980 askeri darbesinden bir gün sonra gözaltına alınan Cemil Kırbayır’ın kaybedilmesine ilişkin 2014’te yeniden başlatılan soruşturma kararı bozuldu. Yargıtay, Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi’nin olaya dair yeniden soruşturma açılmasını sağlayan kararını bozarak, dosyayı zaman aşımından 9 Mayıs 2021’de kapattı.

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 1992 ile 1996 yılları arasında gözaltında 22 sivilin katledilerek, cenazelerinin kaybedilmesi ve köy boşaltmaları üzerine açılan Kızıltepe JİTEM Davası, 9 Eylül 2019’da verilen kararla kapatıldı.

Kapatılan davada yargılanan korucuların avukatlık ücretlerinin Mardin Valiliği tarafından ödendiği ortaya çıktı.

Devletin resmi, sivil güçlerinin Kürt halkına işlediği suçlar saymakla bitmez. Bunlardan TC yargısına intikal edebilen ve hakkında dava açılabilenlerin neredeyse tamamı zamanaşımıyla düşürüldü.

Tıpkı Musa Anter davası gibi…

“Eğer benim Anadilim senin devletinin temellerini sarsıyorsa, demek ki devletini benim arsama yapmışsın” sözleriyle TC devletinin Kürdistan’a yönelik ilhak ve işgalini teşhir eden Musa Anter ve yine TC devletinin hışmına uğrayan sayısız yazar ve aydın, tüm yok saymalara inat Kürt halkının hala belleğinde.

Kürde asker postalı ve polis mermisi reva görenlerin “adalet”inden çıkanlar bizi şaşırtmıyor. Kürt halkı, ağır bedeller ödeyerek kimliğine ve kolektif varlığına sahip çıkarak bugünlere geldi. Yasaması, yürütmesi ve yargısıyla Kürt ulusunun inkârı üzerine kurulu bir sistemin sunacağı adalet değil yine zulüm olacaktır. Kürt halkı tarih boyunca kendi gerçek adaletini tesis etmesini ve ona bunu yaşatanlara da ecel terleri döktürmeyi bilmiştir!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu